Şehrin ilk apartmanı

Şehrin ilk apartmanıyım ben. Sağım solum önüm arkam, hepsi de kiremit çatılı, en fazla iki katlı, aşı boyalı ya da sarı boyalı, bahçeli evlerle dolu. Kendime yer açmak için canavar çığlığı dozerleri aralarına soktuğumda şöyle bir silkindiler önce. Ne olduğunu anlamadılar. Sonra bir huzursuzluk nidasıyla kendi dünyalarına, iç zamanlarına daldılar. Başlarına ne geleceğinin farkında bile değildi hiçbirisi, akıllarının ucundan bile geçmezdi.

Fazla zaman geçmedi. Koca cüssemi aralarına yerleştirip de şöyle bir yekindikten sonra başlarına tuğ dikmenin kibriyle bakındım sağıma soluma. En fazla da içlerinden birini gözüme kestirdim. Bir ev. Bir yanı deniz bir yanı dağ, bir yanı sokak bir yanı iç bahçe. Bir yandan gizli bir yandan aşikâr.

Cümle kapısından içeri girince uzunca bir taşlık. Taşlığın sağında ve solunda birer yan bahçe. Yan bahçelerin her birinde nar, armut, portakal, mandalina, turunç. Meyve ağaçları. Onların da arasında leylak, filbahri, yabangülü, hanımeli. Yetmezmiş gibi toprak saksılarda küpe çiçeği, fesleğen, karanfil.

Dut dalında bir salıncak. Bahçenin ortasında sarı bir kedi. Karnı burnunda. Zaman geçmiyor ki doğuruyor. Dört yavrusuna bakarken öyle gururlu. Alacalı köpek bile uzaktan merakla bu dört küçük yavruyu izliyor. Ön patilerinin üzerine yaslanıp kuyruğunu sallıyor.

Bahçenin ortasında bir kuyu, kuyunun yanı başında aralık bir musluk. Musluğun sararmış, yosun tutmuş taşları. Bir ağustos öğlesi. Taşlık sulanmış. Su kokusu sarmış zamanı. Uzaklardan martıların çığlıkları geliyor. Takaların gümbürtüsü öğle uykularına iniyor.

Dört mevsim bir bahçenin içinden geçiyor. Sonbahar arka bahçeye geliyor. Elma yaprakları kızarıyor önce. Bir hayat bilgisi dersine ödev olsun diye küçük kızın eline çeşitli ağaçların dalları, isimleriyle, bir bir tutuşturuluyor. Bak bu ayva, bu dut, bu portakal. Ve unutma bak bu nar!

Kış geliyor. Kıvrıla kıvrıla yükseliyor kömür sobasının dumanı kiremit çatının bacasından. Saçaklardan buzlar sarkıyor. Kar gökten ağır ağır dökülüyor. Evler birbirine iyice sokuluyor. Benim kalorifer bacalarımdan höykürerek yükselen dumanı seyrediyor bütün şehir. Eski evlerin soba yakmaktan yorgun düşmüş kadınları neye imrendiklerini bilmeden imreniyorlar sıcacık sabahına uyanılan bir evin hayaline. Oysa onların oturma odasından çıkınca her biri buz kesiyor.

Bahar kovalıyor kışı. İlk kiraz dalı pembe çiçek açarken ayvalar yaza dönüyor. Toprak terliyor. Mavi mineler sarı düğün çiçeklerini müjdeliyor. Papatyalar çoktan buralı. Mor zambakları mayıs kovalıyor. Gül devri başlıyor. Nesrin’in anlamını öğreniyor evin küçük kızı. Beyaz güller, sarı güller. Gül ne renkse peygamber gülü, o güller, o renkler.

Genç bir adam. Her akşamüzeri verandada udunu eline alıyor. Üzerine koku döken leylak dallarının altında efkârla geziniyor tellerin üzerinde. Manifatura mağazasındaki top top kumaşların kokusunu üzerinden ancak o seslere sarıp sarmalanınca atabiliyor. Gencecik bir kadın ona tatlı sesiyle eşlik ediyor.

Gencecik bir kadın. Eflatun. Odalarda sofalarda bir bahar esintisi gibi dolaşıyor. Ama aklı kutu gibi bir dairede. Bu kadar çok odayı-sofayı-salonu-bahçeyi-taşlığı-musluğu-kuyuyu-dutu-cümle kapısıyla salon kapısının arasındaki mesafeyi gözünde büyülttükçe büyütüyor. Kutu oda bakla sofa. İstiyor. Beni istiyor. Fayanslı mutfağım var benim. En önemlisi, birinin ilk odadan söylediğini diğerinin arka odadan duyabildiği kadar küçücüğüm. Zaten odalar dediğime bakmayın hepi topu bir salon iki odayım. Bir de balkonum var.

Şehrin ilk apartmanıyım ben. Sağım solum önüm arkam, bahçeli evler, hepsi de sobe. Hepsine yüksekten bakıyorum. Başlarına ne gelecek çok iyi biliyorum. Koca cüssemi aralarına sokmak için bir dozer gürültüsü ortalığı sardığında. Hülasası evvel emirde toz toprak, ahir mekânda karmaşaydı. Hepsi de bahçeli evlerin arasında kendime yer açtığımda. İlk darbeyi bir erik ağacı aldı. Henüz fidandı. Boylu boyunca yere yıkıldığında yattığı yerden günlerce çiçek açtı. Hayat bu, içinde kalmıştı.

Nazan Bekiroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir