Savaşın çocukları

Çocuklar, annelerinin koltuğuna sığınmış vaziyette; kurşunların hatıralarını saklayan duvarın kenarına korkuyla büzülmüşlerdi. Dışarıda ateş çemberi vardı, içeride korku rüzgârı esiyordu. Savaşın ne zaman biteceğini kimseler bilmiyordu.

Evin reisi savaş cephesinde ülkesini, anne çocuklarının cephesinde onları korumaya çalışıyordu. Ortada nedensiz bir savaş vardı. Günlerdir ne çocukların ne de annenin gözüne uyku girmişti.

Anne her sabaha doğarken, eşinin ölüm haberinin geleceği korkusuyla yaşıyordu. Çocukların yaşları küçük olduğu içi, olup-bitenden habersiz; silah seslerinin ne zaman susacağını ve babalarına kavuşacakları günü annelerine soruyorlardı.

Anne sorular karşısında bunalmıştı. Çocukların sorularına yalnızca yutkunmakla cevap verebiliyordu. Biri 3 öteki 10 yaşında olan bu iki kardeş, annelerinin dizinin dibinden biran olsun ayrılmıyorlardı.

10 yaşında olan Ahmet, evin kurşunla şekillenmiş duvarlarına göz gezdirerek annesine sordu:

-Anne, bizim evin duvarlarını kim kurşunladı?.. Bizler başkalarının evinin duvarlarına kurşun sıkmadık ki!..

3 yaşındaki Mustafa, olaylara akıl erdiremiyordu; yalnız annesinin başını okşamasını ve babasının dönmesini bekliyordu. Anne, bu soru karşısında biraz duraksadıktan sonra çocuğuna gözleri sulanmış bir şekilde cevap vermek istedi.

Önce oğlum dedi, sonra sustu. Yüreğine, anlatacakları şeylere evladının akıl-sır erdiremeyeceği düştü.

“Boş ver yavrum, hem yakında babanız gelecek. O, sizin sorduğunuz sorulara cevap verir.” Diye sözlerini tamamladı.

Anne ve çocuğun konuşması devam ederken; dışarıda da cehennemi andırır çatışmaların hızı düşmüştü. Silah sesleri kesilmişti, anne pencereye doğru yerden sürünerek ilerledi. Çocuklarda annelerinin peşinden pencereye yaklaştılar. Anne, başını hafifçe kaldırdı ve dışarıdaki manzarayı gözetledi.

Evler harabeye dönmüştü. Şehrin sokaklarında kimseler görünmüyordu. 10 dakika önceki hareketlilikten, şimdi zerre kadar eser kalmamıştı. Çocuklar da annelerinin peşinden pencereden dışarı baktılar.

Sokak çatışmaları durmuş, hareketlilik yerini sessizliğe bırakmıştı. Anne ve çocuklar derin bir nefes aldılar. Anne;

-“Allah’a çok şükür, bunu da kazasız, belasız atlatmış olduk. Allah büyüktür.” dedi.

Anne tam bunları yüreğinden geçiriyordu ki, sokakta uzaktan gelen biri gözüne takıldı. Çocuklar da annesinin gördüğünü görmüşlerdi. Hepsinde bir heyecanlanma oldu. Çocuklar, gelenin babaları olma umuduyla kapıya fırladılar.

Anne çocukların peşine koştu ve Mustafa’yı arkadan yakaladı. Fakat Ahmet’e yetişememişti. Ahmet, karşıdan gelen adama doğru hızlanmaya başlamıştı ki; gelenin babası olduğunu anladı ve koşmaya başladı.

Sokak ortasında Ahmet, “Baba” diye bağırarak koşuyordu. Bunu gören baba da oğluna doğru koşmaya başladı. Tam yolun ortasında baba-oğul buluştu. Uzun zamandır birbirlerine hasret kalmışlardı.

El ele tutuşan baba-oğul eve doğru ilerlerken, birden silah sesleri yeniden duyulmaya başlandı. Baba çocuğunu korumak için, sokaktaki bir evin duvarına koştu. Ama burası kendilerini koruyacak yer değildi.

Birden sokakta düşman askerler göründü. Şimdi tam namlunun ucunda, baba-oğul hedef olarak duruyorlardı. Baba ne yapacağını şaşırmıştı. Birden kendilerini ateş çemberinin içinde kalmışlardı.

Baba bir umuttur düşüncesiyle düşman askerlerine bağırmaya başladı;

-Ateşi kesin! N’olur durun, yoksa oğlumu öldüreceksiniz. Size yalvarıyorum…

Düşman askerlerinin, babanın çaresiz feryadını duymaya niyetleri yoktu. Onlar sürekli ateş ediyorlardı. Anne ve Mustafa, tüm bu olup-biteni evin penceresinden seyrediyorlardı. Gözlerinin önünde sevdikleri öldürülecekti ve onların bunu engelleyecekleri hiçbir şeyleri yoktu.

Düşman askerleri, baba-oğlu duvarın dibine sıkıştırmışlardı ve ateş ediyorlardı. Baba hem feryat ediyordu, hem de oğluna kol-kanat germeye çalışıyordu. Ama babanın korumaları bir sonuç vermedi. Askerlerin silahından çıkan bir kurşun, Ahmet’in alnına saplandı. Ahmet olduğu yere yığılmıştı.

Baba yanında oğlunun cansız bedenini görünce çılgına dönmüştü. Anne, ölün yavrusu için gözyaşı döküyordu. Kimseler anlamadı, anne-babanın yüreğine düşen ateşi.

Çocuklarının yetim kalmaması için uğraşan baba, evladını gözleri önünde kaybetmişti.

Emrullah Bayrak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir