Pazar..

Yüreğimi yakıp geçen ölüm
Duygularımı üşüten ölüm
Beyaz kefene sarılan ölüm
Kızıl kıyamete yürüten ölüm
Ben sana alışamadım be ölüm!..

Zamanın çarkları arasında ezildik. Yaşadığımız anları değerlendiremedik.

Geçen günler bizden..
Biz, günü gün etmenin derdinde.

Bir pazar sabahı..

Erkenden kendimi sokaklara atmıştım. Sokaklarda kendimi arıyordum. Çevremi, sarının cazibesi almışken, bulutlar güneşi sarmışken, sevdamı da zalim bir yüreğe teslim etmişken; insanları gözlüyordum.

Evden çıktığımda ilk konuştuğum insanlar, boyacı çocuklardı.. Ayakkabılarımı boyama teklifinde bulundular ama boyanacak halleri kalmamıştı. Duygularımı boyasanız diyecek oldum; kelimeler düğümlendi renklere.

Okuyup okumadıklarını sordum.. sessizlik

Garip duygularla ayrıldım oradan…

Sabahın sessizliği, halk otobüsünün koridorlarına da sinmişti. Muavin, şoförüne, düğün konvoyunun önünü kesmesini istedi. İsteğinin olumsuz bir şekilde sonuçlandığını görünce de şoförü akılsızlıkla suçladı.

Yolculuğum devam ederken; marketlerden kahvaltılık malzeme alan çocukların evlerine doğru yol aldıklarını gördüm.

Sonra iki genç bayanın, yaşadıkları anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çektirmelerini izledim. Ardından uzaklardan görünen iki bayanın, bir parkta çocuklar gibi salıncaklarda çılgınca sallandıklarını gördüm.

Şehir kimsesizlere teslim..

Kim bilir belkide onlar, bu sessizliği fırsat bilip yüreklerindeki çocukluk ruhunu açığa çıkarmışlardı. Caddede çarşı iznine çıkmış askerler, sokaklarda da oyun oynayan çocuklardan başkaları yoktu.

Bir de pazar günlerini düğün halayına çevirenler veya sessizliğe eşlik eden mutluluk kornaları.

Çiçekler açmışken, benim yüreğim hala goncada..
Güneş bulutlarla saklambaç oynarken, bir yönden başka bir yöne sürekli akan biz insanlar da hayatla oyunumuzu oynuyorduk.

Yağmur toprağa düşüp düşmemekte tereddüt ediyor. Pazar günleri şehir bir garip oluyor. Çay bahçelerinde müziğin sesi, sonuna kadar açık ve sandalyeler bomboş, oturacak insan bekliyor.

Sabahın 9’unda sanki bir şeyler eksikti..

Aslında çıldırtan sessizlik, benim üzerime de sinmişti. Yaptığım tek şey, yüreğimi konuşturmaktı. Olmuyordu, her defasında iki büklüm eve dönüyordum. Günlerden, bana düşenleri alıyordum.

İnsan, baharın pazarında bunları yazar mıydı?..

Yazmak istiyordum gördüklerimi, tüm ayrıntılarına kadar. Parklardaki bankların neden boş olduğunu merak ediyordum.

Aylardır objektifime çocuk kareleri düşüyor. Kimi zaman hüzünlerini, kimi zaman sevinçlerini yakalıyorum. Ama sonuçta hepsi çocuk ve ayrımcılığın bittiği yerde, onların düşünceleri başlıyor. Kendimi onlarda bulduğumdan, çocuklar düşüyor karelere.

Güne başlayabilmenin verdiği mutluluğa mı sevinsem, yoksa her şeyi anlamsızlaştırmanın verdiği gayrete mi üzülsem?..

Bir pazar sabahıydı; giden, ömürden bir pazardı…

Emrullah Bayrak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir