Mehmet Çalmaşur: Türkülerimizin bütünleştirici bir işlevi var

Mehmet Çalmaşur - TRT THM Sanatçısı
Mehmet Çalmaşur – TRT THM Sanatçısı

Mehmet Çalmaşur,  Türkiye Radyo Televizyonu (TRT) Türk Halk Müziği (THM) sanatçısı, nazik bir beyefendi, dadaş. 1947 yılında Erzurum’un Aşkale ilçesinde dünyaya geldi. 

İlkokul dönemlerinde müzik hayatına başladı. 1963 yılında Erzurum Ağır Bakım Fabrikasında işe girdi. 1965 yılında Erzurum Halk Oyunları ve Türküleri Derneğinde çalışmalarına devam etti. 

1967 yılında Erzurum Radyosuna ses sanatçısı olarak alındı. Ses sanatçılığının yanında, TRT THM repertuvarına pek çok türkünün eklemesinde pay sahibi oldu.
TRT Erzurum Radyosundan emekli olan Mehmet Çalmaşur’ın uzun hava dağarcığı oldukça zengin.

Türkülerimizi, uzun havalarımızı güzel okuyan ve iyi yorumlayan Erzurum’un yetiştirdiği önemli sanatçılardan biri. Azerbaycan yöresinden parçaları, Kerkük divanı ve hoyratlarını en iyi okuyan sanatçılar arasında yer alıyor. Başarısıyla, kişiliğiyle tanınmış, sevilen ve aranan bir sanatçı.

Erzurum’da yeni kuşak sanatçılarının yetişmesinde etkili oldu ve olmaya da devam ediyor. Halen Erzurum Büyükşehir Belediyesi Sanat Merkezinde THM Korosunu yöneten Mehmet Çalmaşur ile sizler için konuştuk.

Sizin gözünüzde Erzurum nedir?

Erzurum, insanıyla dadaşlık duygularını yaşayan, saygı ve sevginin birleştiği yerdir Erzurum. Erzurum tarihin ağladığı, vatanın yandığı en acılı devirde ilk sesi haykıran şehirdir Erzurum. Gönüllerin en kuytu yerinde darda kalana, sıkıntıda olan, biçarenin, mazlumun, ah edenin, hakkın ve haklının yanında yer alandır Erzurum. Yani, çilde vardır Erzurum. Yetişin denilen en çaresiz anında vatanın emrindedir Erzurum. O ülkenin can simidi, toprağına kurban olduğum özüm, gözüm, canım, memleketim Erzurum.

Çocukluğunuzdan, çocukluğunuzun Erzurum’undan bahseder misiniz?

O günlere inanın çok özlem duyuyorum. O zamanlar hem Erzurum hem de insanlar olarak fazla dağınık değildik. En basit anlamıyla söylemek gerekirse bir çocuğumuzu evlendirdiğimiz zaman ona yeni bir ev açıyoruz. O çocukta hayatını kendi kuruyor. Ama bizler eskiden böyle değildik. Biz, on kişi bir sofraya otururduk ve kaşıklarımızı alıp aynı tabaktan yemek yerdik. O zaman sandalye yoktu, yer sofraları vardı. Ve bu da bir sofra etrafında bizleri bütünleştiriyordu. Dolayısıyla sevgi, saygı ve birbirimize olan bağlılık tam manasıyla yaşanabiliyordu. Aslında orada bir bereket vardı. Bir kişi kazanıyor, dokuz kişi yiyordu. Bir saygı vardı, bir sevgi vardı, bir kaynaşma vardı. Bu durum, komşular için de geçerliydi. Annemiz bize bir ekmek verirdi, içerisinde azıcık helva veya azıcık bir peynir olurdu. Bunu alıp dışarı çıkar ve yerdik ama çok da mutluyduk. Eskiden böyle pencerelerimiz yoktu, bacalardaydı pençelere. Tepede bacada bir pencere olurdu. Biz eskiden çıkar bacalarda oynardık. Annelerimiz çıkar bacalarda sohbet ederlerdi. Kimi yoksulluktan, kimi kaynanasından, kimi gelininden bahseder, kendilerini rahatlatırlardı. Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini ve sevinçlerini hep bu bacalarda birbirleriyle paylaşırlardı. Buralar, annelerimizin deşarj olduğu yerlerdi.

Mehmet Çalmaşur kimdir? Bize biraz kendinizden ve ailenizden bahseder misiniz?

1947 Aşkale’nin Evrenli Köyünde dünyaya geldim. Köyümüz, Ilıca ile kandilli arasındadır. Ağaver’i geçtikten sonra bizim köyümüz geliyor. Ben üç yaşındayken Erzurum’a göç etmişiz. İşte o zaman babam, Devlet Demir Yollarında çalışıyordu. Altı-yedi yaşlarında, yani okul çağıma geldiğimizde rahmetli annemiz sayesinde halk müziğine adım atmış olduk. Bana hiç izlemek nasip olmadı ama babam, çok güzel bar oynarmış. Babama, Molla Hafız Ahmet derlerdi. İşinden eve gelir ve gece gündüz Kur’an okurdu. Benim hatırımda babam hep böyle yer edinmişti. Biz ilkokula Cumhuriyet ilkokulunda başladık. Ama biz Dere Mahallesi’ne geldik. O zaman şimdiki dört yolun bulunduğu, ışıkların olduğu yerde muazzam bir dere vardı. Palandöken’den gelen sel, hep o dereden giderdi. Bizim zamanımızda o derede iki üç tane çocukta o darada boğulmuştu. Sondadan genişleyen derenin üstünü Filgeçti Köprüsüne kadar olan kısmını kapattılar ve yol yaptılar. Şimdi evlerimizi bile hatırlamıyoruz. Hayatımız böyle devam etti. İlkokul sonrası Mahallebaşı’nda olan 1021 Ağır Bakım Fabrikasında subay imtihanına girdim. 1960 İhtilali olunca subaylığı kaldırdılar, bizi teknik eleman olarak işe aldılar. Okulu bitir bitirmez fabrikada çalışmaya başladık. Bu arada amatörce müzik çalışmalarına devam ediyordum. Okul esnasında Orduevine gidip programlar yapıyordum ve müzikle devamlı ilgileniyordum. Annem devamlı bana parçalar öğretiyordu. Mesela bir şiiri şöyle öğretmişti:

Babam topçu ben ateşim
Ninem içinde ben güneşim
Hep güzelliklere eşim
Babam topçu ben ateşim

Beni kıskanır yıldızlar
Kahkahadan kanadım var
Bakın ne güzel adım var
Babam topçu ben ateşim

Asker oğlu askerim
Düşmanları titretirim
Damarlarımda Türk kanı
Korurum aziz vatanı
Yakarım eğri bakanı
Babam topçu ben ateşim

İşte o zaman bu şiirimi dergilere gönderdiler. Biz de hem şiir okuyoruz hem de amatörce türkü söylüyoruz. Birileri bana, ya ne kadar güzel sesin var, bu böyle olmaz, bir türkü bu kadar güzel söylenmez. Bu gibi iltifatlar benim çok hoşuma gidiyordu. Dolayısıyla ben de kendimi bu vadinin içerisinde buldum. 1967 de TRT’de bir imtihan açıldı. Stajyer eleman alımı yapıldı ve o zaman hocalarımız bizi kazandırdılar.

Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Unutamadığım anılarımdan birisi TRT’de imtihana girerken yaşadığım olay. Annem bana dedi ki oğlum, imtihana gidersen şu eseri oku. Öyle bir eser çıkardı ki hiç bilmiyorum. Çünkü biz yıllardır Alvarlı Efe’nin gazellerinden, Emrah’ın ve Sümmani’nin türkülerinden okuyorduk. Anam zaten iş yaparken bunları söylüyordu. Anam dedi ki, oğlum bunları okuma. Peki ana ne okuyayım dedim. Oda başladı söylemeye;

Aç hurcunu, al bıçağı
Kes almayı, ver yara
Dilim dilim dilim dilim

Dedim ana böyle türkü olur mu hiç. Bana çok tuhaf geldi. Anam gülümsedi ve devam etti.

Ay kız, kimin kızısan
Almadan kırmızısan
Atan, anan beslesin
Büyütende bizimsen

Aç hurcunu, al bıçağı
Kes almayı, ver yara
Dilim dilim dilim dilim

Dedim ana, ben bunu öğrenemem. Çalıştırdı, öğrendim. Sınav öncesi benim büyüklerim diyorlardı ki, içeriye girdin mi şunu oku, bunu oku, şöyle oku, böyle oku… Ben de içeri girdim ve anamın bana öğrettiği türküyü okudum. Jüri heyeti zaten bir eser okutuyordu ve bende bu eseri okuyup çıktım ve akşama baktım kazanmışım. Bundan ayrı bir imtihan daha yaptılar. Orada da iki eser okudum. Hem bu eseri tekrar okuttular, hem de bir uzun hava söylememi istediler. Ben de “Gülüm kalk gidelim bu el bize yaramaz” diye bir uzun hava okudum ve dışarı çıktım. Netice itibariyle o günden sonra TRT ailesinin bir üyesi olarak yıllarımızı bu kuruma adamış olduk.

Müzikteki hayallerinizi gerçekleştirebildiniz mi?

Tam değil. Allah bana hayırlı ve uzun bir ömür versin, gerçekleştirmek istediğim şeyler, benimle birlikte çalışmak isteyen bütün arkadaşlarımla çok güzel yerlerde görmek istiyorum. Hele de belediye bünyesinde Sanat Merkezinde çok daha farklı işler yapmak istiyorum. Büyükşehir Belediye Başkanımız Sn. Mehmet Sekmen’in beni sanat merkezine davet etmesi ve özellikle de “Müziğin başına senin geçmeni istiyorum.” demesi beni çok mutlu etti. Kendisine sizin aracılığınızla da çok teşekkür ediyorum. Aynı şekilde Erzurum halkına da beni bağırlarına bastıkları için ayrıca teşekkür ederim. Ben usta değilim. Evet, belirli bir yaşa gelmişim ve usta diye hitap edenler de var. Ama ben, halen daha kendimi çırak olarak hissediyorum. Çünkü daha yapacak çok işlerim var, tabi Mevla’m ömür verirse.

Örnek aldığınız sanatçılar kimler?

Bizim dönemimizde bizimle birlikte olan arkadaşlarla devamlı eski plakları dinlerdik. Mesela Diyarbakırlı Celal, Malatyalı Fahri, Urfalı Hamza Şenses gibi isimlerin eserlerinden etkilenirdik. Erzurum’a gelirsem, koca çınar bir Raci Alkır var. Davudi bir sesi vardı. Gerçi hep bir aradaydık ama çok hoş okuyorlardı. Erzincanlı Turhan Engin. Allan ölenlerimize rahmet eylesin. Mesela bir Muharrem Akkuş, ama çok güzel yorumu vardı. İşte bu isimlerin yorumu, benim sesime bir renk vermişti. Benim en çok faydalandığım, en çok saygı duyduğum Fuat Lehimler’di. Özellikle bağlama çalışı beni derinder etkilerdi. O bağlamayı çaldığı zaman ben okumaya utanırdım. Yani sazı saz olarak çalardı. Mesela bizim ustalarımızdan Fuat Işıklı. Fuat abi, notayı öğrendikten sonra bizim başımıza koro şefi olarak geçti. Kendisi hiçbir okul bitirmemesine, alaylı olmasına rağmen hiçbir profesör onunla nota konusunda kesinlikte atışamazdı. Ondaki duygu başkaydı. Ben de ondan esinlenmiştim. Bir parçaya giriş yaptığında, acaba o nağmelere ben layık bir okuyuş yapabilecek miyim diye çok içimden geçirmişimdir.

Bu güne kaç tane derleme yaptınız ve TRT repertuarında kaç derlemeniz var?

15-20 tane notasını yazdığım var. TRT’de okunuyor. Yüz tane kadar da derlemem ve notasını yazdığım eser var.

Türküler sizin için ne ifade ediyor?

Şimdi, bizler bir kilimin desenleriyiz. Türkülerimizin bizi bütünleştirici ve bir araya toplayıcı bir işlevi vardır. Bizim acımızı, kederimizi, derdimizi tasamızı, sevinçlerimizi dile getirmiştir. Bundan altmış sene evvel öyle radyo falan yoktu. Mesela birisi vefat ettiğinde insanımız ağıt yakardı. Daha sonra beğenilen o ağıtlar bastırılıp satılırdı. Hoşa giden o ağıtlar, beş veya on kuruşa satılırdı ve bizler de ondan alırdık. Bizler oralardan geldi. Çünkü türkünün öyküsü vardır. Bu öyküleri bildikten sonra türküyü daha güzel anlarsın. Bir kilimin desenleriyiz derken, ortak değerlerde buluşmayı kastediyoruz. Ülkemizi, nasıl ki birbirinden farklı ırkları, renkleri ve inançları bir potada eritmiş ve bir bütünlük oluşturmuş ise bizler de her yöremizin türküsünü gönülden seviyor ve yürekten seslendiriyoruz. İşte biz buna Anadoluluk diyoruz.

Müzikle uğraşanlara tavsiyeleriniz nelerdir?

Gençlerimize Türk halk müziğini severek ve isteyerek özellikle de edeple hareket ederek uğraşmalarını tavsiye ediyorum. Müziğin dili notadır. Eğer nota eğitimi almazlarsa yeteri derecede etkili olamazlar. Mutlaka nota eğitiminden geçmeleri gerekir. Ayrıca müziğin diğer işlevi, gençleri kötü alışkanlıklardan da koruyor. Çünkü müziğin öyle bir tılsımı söz konusudur. Müzikle ciddi manada uğraşanlar, adam gibi adam oluyorlar. Yetiştirdiğimiz öğrencilere baktığınızda bunu rahatlıkla görebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir