Kış

Kar düştü yeryüzüne..
Üşüyen bedenim, ruhuma sarılmış ayrılmak istemiyor.
Yeşilin hiçbir tonu kalmamış.
Herkes kendi alemine çekilmiş.

Toprak, kardan yorgan yapmış..
Beyaz örtü, insanlığın ayak izleriyle kirlenmiş.
Yürekler, şafağın atmasını bekliyor.
Yalnızlık, çırılçıplak sokaklarda dolaşıyor;
sıcak bir yuva arıyor.
Güneş hayata doğmadan;
çiçekler solmaya yüz tutmuş.

Ben, sevmek sevilmek arasında..
Rüzgâr, sıcak diyarlardan haber getirmek yerine soğuğun esaretine kapılmış.
Karıncalar, yağmur duasına çıkmayı bırakmış.
Ağaçlar, yapraklarına hasret kokuyor.

Bacalardan çıkan duman, gökyüzünün sadeliğini bozuyor.
Soba, ateşini has dairesine dağıtıyor.
Dışarı çıkmaya kimseler cesaret edemiyor.
İnsanlarda bir korku..

Memleketimin her yanına kış gelmiş..
Hayat, evlerin pencerelerinden gözlenir. Dışa karşı bir özlem, içe karşı bir vuslat..
Kış mevsiminde uzaklardan sevdalanılır.
Hiçbir dağ, hiçbir masal, hayal dünyası kadar uzaklara gitmez.
Kalplerin anahtarcısı, geri dönmemecesine gitmiş.
Çöl sıcaklığında yaşanan aşklar yerine, buz gibi kesen sevdalar konuk olmuş hayatlara.

İnsanlar, yaşadıklarını değil duyduklarını anlatır..
Uzayan kış gecelerin vazgeçilmezidir ninelerin, torunlarına anlattığı masallar..

“Bir zamanlar her şeyin dedikodusu yapılırmış.” diye başladı sözlerine nine. Torun, ağız hareketlerine dikkat kesildi..

“Köşe başlarında, başkalarının hayatları yankılanırdı.. Ve hayatlara kurulan nice tuzaklar.. Konuşmaktan iş yapılmaz, yalnız uykunun ağırlığında susulurdu. Öyle zamanlar olurdu ki insanlar dedikodular sebebiyle canlarını yitirirdi. Sonuçta dilin kemiği yoktu ama bu kadar da lastik olması gerekmiyordu.” diyerek sözlerini sürdürdü nine..

Her şeyi kendi alemi gibi sanan torun, anlatılanlara inanmak istemedi. “Bu bir masaldır” deyip teselli bulmak istedi..

Sonra bir çaresizlik çöktü..

“Allah’ım! Hatalarımı kar ve dolu suyu ile yıka. Beyaz elbisenin kirlerden arındığı gibi kalbimi günahlardan arındır ve benimle günahlarımın arasını, doğu ile batının arasını ayırdığın gibi ayır.” diye dua etti.

Duydukları karşısında kalbine yük bindi, nefes aldırmadı..

“Ey Ademoğlu!.. Bir kalbe bu kadar şeytanı, nasıl sığdırdın?” sorusunu, orta yere bıraktı..

Boşlukta, acının feryadı yankılandı.

Hayat çocukça başlıyor ama çocukça bitmiyordu.

Zamanla öğrenecekti..

Kış’ın sadece bir mevsim adı olmadığını.. gün geldiğinde yüreklerin de kışa tutulabileceğini.. Her kışta bir bahar; her bahar da bir kış tohumu saklandığını.
Duyguların kuruyacağını, gözlerden yaş yerine kan, irin akacağını..

Tatlı dilin, yılanı deliğinden çıkaracağı gibi zehirleyebileceğini de..
Kelimelerin belini kırayım derken kalplerin paramparça olabileceğini.

Geri dönüşlerin insana mahsus olduğunu..

Resulüllah’ın (s.a.v) “Kıyamet gününde havuz başında sizden yanıma gelenleri bekleyeceğim. Ancak bazı kimseler, bana gelmekten alıkonulacaktır. Ben; ‘Ey Rabbim! Bunlar bendendir, benim ümmetimdendir.’ diyeceğim. (O zaman melekler tarafından) ‘Onların senden sonra  neler yaptıklarını biliyor musun? Vallahi onlar gerisin geriye (eski küfürlerine) döndüler’ denilecektir.” Hadis-i Şerif’ini..

 

Emrullah Bayrak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir