“Kars’ta Aşık, Erzurum’da Hoca, Sivas’ta Sanatçı olacaksın”

Aşık Mevlüt Mertoğlu - demlicay.net
Aşık Mevlüt Mertoğlu – demlicay.net

Aşıklık geleneği, yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş, şiiri, müziği ve hikaye anlatımını içeren çok yönlü bir sanat. Kendine özgü geleneği ve icrası olan aşıklık geleneğinin en önemli niteliği, döneminin yaşayış ve hayata bakış tarzını, etik ve estetik değerlerini yansıtarak geniş halk kitlelerine hitap edebilmesi.

Aşıklık geleneği bakımından Erzurum, bir okul vazifesi görüyor. Erzurum’un önemli aşıklarından Mevlüt Mertoğlu ile Demli Çay tadında bir sohbet gerçekleştirdik. 8 kardeş olan Aşık Mertoğlu da sahipsizlikten yakınıyor. ‘Ustam’ dediği Reyhani’nin “Kars’ta aşık olacaksın, Erzurum’da hoca olacaksın, Sivas’ta da sanatçı olacaksın.” sözünü aktaran Mertoğlu, “Öz evladına her nedense sahip çıkmaz; misafire, yabancıya özentisi çoktur.” diyor.

Aşıklığa, müzik denilmesinden hoşlanmayan Mertoğlu, “Günümüzde sanat diyorlar ama sanat da değil. Bu bir gelenektir. Aşık olunmaz, aşık doğulur. Aşıklık Allah vergisidir. Zaten aşık olunsaydı, Türkiye’nin 80 milyon nüfusu var değil mi; 80 milyonu da aşık olur.” diyerek ince bir gönderme de yapıyor.

Gençlerin örf, anane ve kültüründen uzaklaşmasından da dert yanan Aşık Mertoğlu, ustalığını gösterip Demli Çay için de yüreğinden kopan duygularla sazının teline vurdu.

Buyurun bu hoş muhabbeti okumaya!.. (Sait Çıkrıkçı)

Biraz ailenizden ve kendinizden bahseder misiniz?

1964 yılında Aşkale’nin Güllüdere Köyü’nde dünya yüzüne gelmişim. İlköğretimimi köyüm okulunda, orta öğretimimi 2. sınıfına kadar Aşkale’de, 3. sınıfını da Erzurum Şair Nef’i Ortaokulunda okudum. Hayat şartları okumamıza engel oldu. 9 nüfuslu bir ailenin beşinci çocuğuyum. Babamın 7 tane çocuğu var. Beş kız – aslında sekiz tane de oğlanın biri ölmüş- iki de oğlan. Günümüzde yaşayan kardeşlerim, 4 kız kardeşim var bir de erkek kardeşim. Herkes evinde barkında, işinde gücünde. 

Müziğe ne zaman başladınız?

Müzik demeyelim; aşıklığa.. sanat da demeyelim. Günümüzde sanat diyorlar ama sanat da değil. Bu bir gelenektir. Aşık olunmaz, aşık doğulur. Aşıklık Allah vergisidir. Zaten aşık olunsaydı, Türkiye’nin 80 milyon nüfusu var değil mi; 80 milyonu da aşık olur. 

Neden Aşıklık?

Aşıklığı, Arif-i Billah  üç bölüme ayırmıştır. Beşeri aşk, mecazi aşk, ilahi aşk. Beşeri aşk, gençlik aşkı. İnsanın insanı sevmesiyle başlar. Hani diyor ya “Ona soran yok mu; Leyla nedir?” Leyla bir vasıtadır. Beşeri aşk aynen şöyle:  Arif-i Billah nefsin yedi tane letaifi vardır. Bunların dört tanesinde, nefis ön plandadır. Nefsin arzu ve isteklerinin peşindedir. Üç tanesine ilahiliğin, Hak’kın peşindedir. Bu dört nefsi ön plana çıkaran letaifleri, basamaklarını da terbiye edersen, o zaman da adı olur gönül. Yani aşıklık gönül meselesidir. Gönülden gelen bir şeydir. Cenab-ı Allah’ın vergisidir. 

Aşıklık sizin için ne ifade ediyor?

Hak’kı sevmeyi, hakkını sevmeyi ifade ediyor. Diyeceksin ki diğer insanlar Hak’kı sevmiyor mu? Cenab-ı Allah aşıklara “Benim bülbülerim” demiş Şuara Suresinde… Şair kalem yazarıdır, Şuara da aşıktır. Hak şairleri vardır. Hak aşıkları vardır. Günümüzde badeli aşıklar zinciri çok azdır. Ama rüyalı aşıklar vardır. Her aşıkın rüyası vardır. 

Sırası gelmişken “Bade içme” tabirini biraz açar mısınız?

Bade, her insanın bir badesi vardır. Bade insanın gayesidir. “Bad” rüzgar demek. Rüya aleminde Cenab-ı Allah’ın pirler vasıtasıyla, aşığa sunduğu bir ikramdır. Kimse açık açık badenin rengini gördüğü yok, içtiği var. Ama her insanın badesi vardır. Nedir?

Burayı açıklamak lazım. Ruhlar aleminde yaratılışta, inanan ruhlar ve inanmayan ruhlar ayrılır. Cenab-ı Allah inanan ruhlara emretti Kevser havuzuna giriniz, içiniz, arınınız. Aşıklar, haklının bir nevi tercümanı. Yani şimdinin gazetesi-medyası. Şimdi iş teknoloji çağına döndü. Bu kez aşıkların yerini siz medyacılar – Allah razı olsun – aldı. Aşıkların yükünü hafiflettiniz. Şimdi bazı aşıklar bunu yanlış algılar da aslında öyle değil. Bizim birbirimize yardımımızı, ortaklaşa noktamızı çalıştığımız bir şey. Medya neden kötü olsun ki.. Teknolojiyi iyiye kullanırsan iyidir, kötüye kullanırsan kötüdür. 

Sanatçı ile şarkıcı arasındaki fark nedir?

Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği sanatçılarının ana kaynağı da aşıklıktır, aşıklardır. Ama bunlar ne yaparlar, biz nota bilmeyiz, aşıklar sözü yazar, aşık sazını gönülden geldiği gibi tellerden akar. Sanatçılara gelince onlara çok emek düşüyor. Bakın aşığın sözünü alır matematik hesabıyla makamını çıkarır, notaya döker ya halk müziği veya sanat müziği sanatçıları icra eder hangisine uygunsa. Ben bunlara müteşekkirim. Biz özgür söyleriz, onlar da bunu güzelleştirirler. Şimdi bakın efendim örneğin; binayı yaparsın taş, tuğla veya ördün kerpiçten ama onun üzerine sıva vurmayınca ne olur; kalır ortada. Şimdi Türk Halk Müziği sanatçıları ve Türk Sanat Müziği sanatçıları, aşıkların sözlerinin cilacısıdır. Biraz daha halkın anlayabileceği şekilde şimdi efendim yöreseldir. İstanbul’un halkı, Erzurum’un şivesini anlayamaz. Sanatçılar onu güzelleştirir, halkın anladığı şekilde ifade eder. Bunlar bizim geleneğimizdir, örfümüz, adetimizdir. Ben sizin aracılığınızla tüm sanatçılarımıza halk müziği ve sanat müziği sanatçılarımıza da teşekkür ederim.

Aşık Mevlüt Mertoğlu - demlicay.net
Aşık Mevlüt Mertoğlu – demlicay.net

Günümüz müziğinin icrasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Günümüzde icra şu: Bir Amerikalı genç, bizim Türk Halk Müziğini çalar mı? Çalmaz ama ne garip ki bizden aldıkları kültürü işleyip, daha doğrusu bozup veriyorlar. Avrupalı bir genç, Yunus Emre’den bir şey okur mu veya Mevlana’dan, Ahmet Yesevi’den, Ozan Basri’den, Dede Korkut’dan; bunlardan okur mu? Okumaz.

Günümüzün badeli aşıklarından sayayım, Erzurumlu Emrah’tan, Develili Seyrani’den, Bolulu Dertli’den okur mu; okumaz. Günümüzün badeli aşıklarından sayıyorum bakın, Karslı Aşık Şenlik, Erzurum’da Sümmani, Sivasta Ruhsati.. Bunlardan söyler mi; söylemez.

Ey bizim gencimiz ne oluyor ki; “Hey Corç versene borç”.. Bizim müziğimiz, bize yetmiyor mu ki.. Burada işin asıl yükü sizde. Siz medya olarak bunu tanıtırsanız, bizim gencimiz, örfünü, ananesini daha iyi kavrar, özünü bilir, özünde yürümeye çalışır.

Örneğin biz 15 Temmuz’da bir olay yaşadık. Bu millet konu vatan olursa, kazma sapını kaptığı gibi düşmanın üstüne yürür, isterse silahı olmasın. Örneğin tankların önlerine yattı bizim mini etekli kız kardeşlerimiz, kulağında küpeli gençlerimiz tankların önüne yattı. Bu ruhun yanında kendi örfünü, ananesini, müziğini – gerek halk müziğini, gerek sanat müziğini, gerek aşık tarzı müzikler – söylese daha iyi olmaz mı? Bunu da bilinçli yaptılar. Biz Türk Müslüman halkını diniyle yıkamayız ancak neyiyle yıkarız? Kültürleriyle uğraşırsak, kültürlerinden yozlaştırırsak öyle yıkabiliriz. Bir millet örfünden, ananesinden, kültüründen koparsa yıkılır. 

Erzurum’da müziğe bakışı nasıl görüyorsunuz?

Erzurum farklı bir şehir. Aşığın en iyisini.. Bakın Türkiye genelinde puanlı yarışmalarda, Erzurum kökenli aşık yoksa o yarışmalar geçerli sayılmaz. Ama ne garip ki Erzurum aşığını, sanatçısını – gerek hak müziği, gerek sanat müziği, gerekse batı müziğini- bunları yetiştirir ama sahip çıkmaz.

Ustam Reyhani derdi ki “Kars’ta aşık olacaksın, Erzurum’da hoca olacaksın, Sivas’ta da sanatçı olacaksın.”

Erzurum’un böyle bir yapısı var. Daha doğrusu öz evladına her nedense sahip çıkmaz; misafire, yabancıya özentisi çoktur. Erzurum’un müziğe bakış açısı budur. Örneğin; daha geçen gün İstanbul’da idim. Şubat’ın 5’inde Bursa’ya gideceğim. Daha öncesinde Manisa’da idim. Oraların halkı, Erzurum’un içinden daha çok ilgi duyuyor. Hatta şunu diyeyim; mevcut başkanımız olmasaydı Erzurum’da ‘Aşıklık Geleneği’ tamamen bitmişti. Bu öyle bi şey ki gönül işi ya.. Önce Aşığın, sanatçının fikri rahat olacak. Garibim sabah kalkıyor, akşama kadar ekmek davasında uğraşıyor. Ama günümüzdeki mevcut başkan – Erzurum Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mehmet Sekmen- Erzurum’a geldi, Erzurum’da Aşıklık Geleneği’ni yeniden yeşertti. 

Yeni neslin halk müziğine olan duyarsızlığını neye bağlıyorsunuz?

İşte biraz önce dedim ya “Hey Corç versene borç.” “Yanındaki arkadaşın neyin?” diye soruyorum, “Akrabam” demiyor; “kuzenim” diyor. “Kuzen nedir?” diye soruyorum, onu bilmiyor. Oysa batıda “kuzen” bildiğimiz soba. Demiyor ki halamın oğlu, teyzemin oğlu, amcamın oğlu, dayımın oğlu… bunu demiyor.

İşte buradan başlamış dışa özenti; müziğimize yansımış. Bana her gün ders için talebeler geliyor. Desem ki “Felan yerde aşıklar programı var. Onun yanında da bir başka Tarkan’ın programı var.” Tarkan’ı tercih ediyor ama derse gelince Aşıklığı tercih ediyor. Burada özümüzden kopma var. Adam gelip bana diyor ki rep yapabilir miyim? Rep ne yavrum? Ben 52 yaşına girmişim, repin ne olduğunu bilmiyorum. Dershanede olumsuz hareketler, tipik bir hareketler, yahu bu Türk ve Müslüman bir gence yakışmaz ki. Bizim dönemimizde, bizden bir kuşak büyük abilerimizin önünde sigara içmezdik. İşte bu nedir? Bu milletin kültürünü, örfünü ananesini yaralamaktır, zedelemektir. 

Medyanın halk müziğine olan ilgisini yeterli buluyor musunuz?

Bulmuyorum. Bakın siz de medyacısınız; bulmuyorum. Niye bulmuyorum; medya neyi haber yapar biliyor musunuz? Burada biraz size sitem edeceğim. Sitem sevgiden doğar. Sitemdir yani bu, şikayet değil, sakın yanlış anlamayın. Halk müziğini, sanat müziğini veya aşıkları medya ön planda tutacakken, yabancı müziği ön planda tutuyor. Allayıp pullayıp onu bize yutturmaya çalışıyor. Bu da bir sitemdi, yani medya köpeğin insanı ısırmasını değil; insanın köpeği ısırmasını haber yapar. Bu da ne demektir biliyor musunuz? İşin boyutu biraz da maddeye kaçıyor. Bunlar sitem, yanlış anlamayın. Sizin suçunuz çok. 

Eskisi gibi sanatçı çıkmamasını neye bağlıyorsunuz?

Az önce söylediğim şeylerle aynı. Örneğin senin kaç çocuğun var? İki tane var. Bu çocukların içinde ayrım yaparsan, en fazla değer verdiğin çocuğu ön plana çıkarırsan, öteki başarılı olan çocuğu arka plana bırakırsan; ne olur, sana gücenmez mi? Bir insanı yanında çalıştırdığın zaman, onun alnının teri kurumadan, emeğini tam manasıyla verirsen, o senden ayrılır mı? İşte mesele budur. Ben buna bağlıyorum. Sanatçının çıkmamasını buna bağlıyorum. Aç kalırsa ne yapsın adam? Çoluk çocuğu var onun, iaşesi var. Çoluk çocuğu teşekkür yemiyor ki. Bir kuru teşekkürle olmaz.

Aşık Mevlüt Mertoğlu - demlicay.net
Aşık Mevlüt Mertoğlu – demlicay.net

Müzikle uğraşan yeni nesil gençliğe neler tavsiye edersiniz?

Biz necip soylu bir milletin torunlarıyız. Bakın bizim soyumuz o kadar asil ki; o ecdada layık kalmak nasıl olur? Örfü ile ananesi ile kültürüyle bağdaşarak. Bağdaşamaz isek ecdadımız bizden mutlu olur mu? Ama ecdadımız bize bu vatanı canıyla, kanıyla bedelini ödedi; bize emanet etti. Biz buna sahip çıkamazsak, yakın komşu ülkelerinde görüyoruz biliyoruz… Vatanı olmayanın hiç bir şeyi olmaz. Müzikle uğraşmak isteyen, özüne sahip çıkmalı; diğeri ek olarak yap, yapma demiyorum. Müzik evrenseldir. Ama ilk önce kendinkine sahip çıkması lazım. Yani revana pirince giderken, evdeki bulgurdan olma.

https://youtu.be/DtZtoWNXwbM

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir