Hayalleriyle donan çocuk

Hayalleriyle donan çocuk 
Erzurum’un Çat ilçesindeki Cumhuriyet Pansiyonlu İlköğretim Okulu’nda 7. sınıfta okurken donarak hayatını kaybeden 13 yaşındaki Hüseyin Şahan’a ithaf olunur…

Kimse ona, şimdiye kadar ne olacağını sormamıştı. Ama o, hayalinde büyüttüğü idealleri için okumayı göze almıştı. Anadolu’nun soğuk, bir o kadar da dondurucu şartlarında okuyup geleceğini aydınlatacaktı.

Yokluğun ne demek olduğunu çok iyi biliyordu. Çünkü yoksulluk, onların evine misafir değil, ev sahibi olarak gelip yerleşmişti. Hayatını sürdürmeye çalıştığı köyünde yaşayanlar da yoksulluk karanlığında yaşıyorlardı.

O, kaderinin kendisine çizdiği yolda ilerlerken; aynı zamanda da üzerine düşen görevleri yerine getirmenin gayreti içindeydi. İleride kaderinin, onun için ne tür sürprizler hazırladığını bilmiyordu.

Ailesi de ümitlerini ona bağlamıştı. Okuyacak, büyük adam olacak ve ailesine daha iyi şartlarda bakacaktı. Zaten bu yolda en büyük destekçisi, ailesiydi.

Büyük ümitlerle köyünden yaban ellere okumak için gitmişti. Yüreğinde yaşadığı ve bedeninde hissettiği yoksulluk denizinde boğulmamanın yolunun, okumaktan geçtiğini çok iyi biliyordu.

Sinesine ayrılığın kahredici acısını, sırtına okumak için aldığı kitaplarını koyduğu okul çantasını vurup yola koyulmuştu. Bu yol öyle bir yoldu ki insan ömründen tam 15 yıl çalacaktı. Olsun, işin ucunda eğitim olunca; insan her şeye katlanırdı.

Yeni bir eğitim-öğretim yılı başlamıştı. Onun için yeni yıl, yeni umutlara gebeydi. Bir üst basamağa çıkmak için, yalnız bir yılı kalmıştı. Biraz daha dişini sıkacak ve sonra daha iyi yerlerde okumak için fırsatlar çıkacaktı karşısına.

Onun bu zamanda, yol göstericilere de büyük ihtiyacı vardı. Kendisine fikirler verecek, ideallerine yeni boyutlar katacak kişiler. Çünkü o, her şeyi bilemezdi ve filizlenen duygularına hâkim olması zordu.

Okulu açılmış ve o, büyük bir heyecanla derslerine çalışmaya başlamıştı. Yarıyıl tatilinde ailesine göstereceği karnesinden dolayı, onlara karşı mahcup olmak istemiyordu. Deryanın oluşması için daha yeni yeni damlaların düşmeye başladığı minicik yüreğinde, yaşadığı gurbet acısını bastırmaya çalışıyordu.

Çok sık anne-babasını görmek için gidemiyordu. Onların özlemiyle yanıp tutuşuyordu. Fakat yine de okuma azmi, bütün bu sıkıntıları aşmasına yetiyordu. Yakında yarıyıl tatili için karnesini alacak ve evine koşacaktı.

Günler bir türlü geçmiyordu. Sanki asker ocağında terhisine günler kalmış asker gibi, gün sayıyordu. Zaman zaman da, “Artık yeter, bu hasretliğe dayanamıyorum” demiyor değildi. Fakat onun okuması ve kendisine ümit bağlayanların ümitlerini boş çıkarmaması gerekiyordu.

Nihayet beklediği güne yalnız bir gece kalmıştı. Ama onun içi içine sığmıyordu. Gücü yetse, geceyi kısaltıp hemen gündüze kavuşturacaktı. Çünkü bu akşamın sabaha bakan yanında, karnesini alıp anne-baba özlemini bitirmek vardı.

Yüreğindeki denizin dalgalarını andıran duyguları, ona bir türlü rahat vermiyordu. Sanki bir yandan da birileri kulağına, bu gece gitmesi gerektiğini fısıldıyordu. Aklına mukayyet olması gerekiyordu, fakat sonuçta o bir çocuktu. Gün, batmasına batmıştı da; o, ertesi günün güneşini nasıl doğuracağını hesaplıyordu. Sağa döndü olmadı, sola döndü olmadı. Bir türlü duygularını bastıramadı. Evet, evet, o, yarını beklemeden bu gece köyüne gitmeliydi.

Oysa dışarıda, gittikçe kötüleşen bir hava vardı. Birden aklına, yarın hava şartları kötüleşmesiyle eve gidememe düşüncesi bir çığ gibi düştü. Böyle bir durumun düşüncesi dahi korkunçtu. Kendisinin bir gün dahi beklemeye tahammülü kalmamıştı.

Deli eden düşüncelerin arasında boğulurken, birden kendisini kapının önünde buluvermişti. Gönlünde anne-baba sevgisi, aklında eve gitme düşüncesi; onu köyünün yoluna koyulmasına çoktan sebep olmuştu bile.

Şehir merkezinden uzaklaştıkça karla birlikte şiddetlenen fırtına, onun minicik bedenini yormaya çoktan başlamıştı. Geri dönüşü olmayın bir yola girdiğinin farkında bile değildi. Yürüdükçe yoruluyor, yoruldukça anne-babasının siması gözünün önünden geçiyordu.

Kurduğu hayaller, kendisi gibi yorgun düşmeye başlamıştı. Ama dimdik durmalıydı, çünkü bu havada düştüğü anda başına felaketlerin geleceğini biliyordu. Son düşündükleri bunlar olmuştu.

Sonra onun minik bedenini, donmuş olarak köylüleri bulmuştu. Ama her şey artık çok geçti. Bulunduğu vakit, o çoktan idealleri ve hayalleriyle birlikte donarak bu dünyadan ayrılmıştı. Üstelik beraberinde iki insanı da yanına alarak.

O ve onun gibilerin hayallerinin donmaması dileğiyle!… 

Emrullah Bayrak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir