Geceye düşen bomba!..

Düşen can ben olaydım
Çocukların gözyaşlarından ben akaydım
Yanan yürekleri söndüren su ben olaydım
Yarınlarınıza bir tohum ben ekeydim
Hissettiklerinizi kaleme ben alaydım

Gecenin kâbusu, aydınlığın karanlığında geldi..

Güneş henüz uykusundan uyanmamış. Tüm insanlık, sıcacık yataklarında. Şafak sökmeden önce.. Ezan-ı Muhammediler semaya yükseliyor. “Allah En Büyüktür” nidaları göğe yükseldiği bir vakit, gökten ateş yağıyor.

Bağdat yanıyor…

Çocuklar, analarının koynunda derin uykuda. Ama bu çıldırtan sese uyanmamak imkânsız. Korku ve endişe bir arada. Gözyaşları içinde uyanan çocuklar, ana kucağına bir başka koşuyor.

Bağdat ateşe uyanıyor…

Herkes çaresiz, dünya iki cehennem zebanisinin eline mahkûm. Biz güne uyanıyoruz, Bağdat cehennem ateşine.. İnsanlar kaçıyor, ateş çemberinden; bizler sığınmak için maskelerimize koşuyoruz.

Bağdat kana boyanıyor…

Gelen haberler, vahşeti ortaya koymaya yetmiyor. Palandöken’de kar fırtınası, Bağdat’ta yarınların sancısı. Masum insanların canları, petrol kuyularına gömülüyor. Çocukların umutsuz feryatları, bombaların seslerine karışıyor.

Bağdat yetim kalıyor…

Önce ışıklar sönüyor, sonra umutlar.. Savaş rüzgârının hangi yönden estiği belli değil. Bir zamanlar Bağdat’ın gökyüzünde uçan kuşların yerini, ölüm çukurları açan savaş uçakları alıyor.

Bağdat çığlıklarla sarsılıyor…

Bir kadın, gözyaşlarına boğulmuş. Cephedeki kocasına mı yoksa yaralanan çocuğuna mı ağlıyor; bilinmiyor.. Yanan yalnız ana yüreği değil, bir insanlık.. Savaşın tek bir hedefi var; yok etmek..

Bağdat can çekişiyor…

Savaşta insanların yanında bir medeniyet de yok oluyor. Kurtuluşa yönelik yapılan savaş, ölüme doğru sürüklüyor. İnsanlar “esfel-i sâfilîn”e düşüyor..

Bağdat gözyaşlarına boğuluyor…

Ve bizler..

Günlük hayatımızı, hiçbir şey yokmuş gibi sürdüren bizler.. Komşumuzda yangın varken, “Tulumbanı al yetiş imdada; yangın var!” demek yerine sıcacık yataklarda uyuyan bizler..

“Komşusuz açken tok yatan bizden değildir” Hadis-i Şerif’ini unutan bizler.. Günde üç öğün yemeği, bıkmadan, usanmadan yiyen bizler.. Olayları dilimizle lanetleyen, ama yüreğimizle lanetlemeyi aklımıza getiremeyen bizler..

Uykularımız kaçacak yerde, uykunun sarhoşluğuna kapılan bizler.. Bağdat’taki çocukların gözyaşları karşısında, midemizi işkembeye çeviren bizler.. Çocuklar ölürken, kendi yavrularımızın başını, sıkılmadan okşayan da bizler..

Gülmeyi unutmak yerine, sağda solda kahkaha atıp dolaşan bizler.. Acıları yüreğine indiremeyen de bizler.. Nefislerimiz altında ezilen bizler..

Edep ve hayâdan uzaklaşan bizler.. İnandığımız gibi yaşamayınca; yaşadığımız gibi inanmaya başlayan da bizler..

Ve insanlığımızı kaybetme noktasına gelen bizler…

Bu savaş manzaraları karşısında, hangi insancıl duygulardan bahsediyoruz?..

Emrullah Bayrak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir