Fırtına takvimi

“Bilimsel” zihniyet isabetine dudak bükse de takvimlerde fırtına günlerinin birbirini izlemesi için kim bilir kaç asır fırtınaların kaygılı bir deftere titizlikle kaydedilmesi gerekti? Sayılı günleri denizi de gökleri de avucunun içi gibi bilenler bilir.

Havayı koklamayı âdet edinenler ve kayıt tutmayı ihmal etmeyenler çıkarabilir fırtınanın takvimini ancak. Onun huyu suyu, töresi tarihçesi ancak böyle ezberlenebilir. Ancak ufku açık olanlar şimşeğinden, yıldırımından, gök gürültüsünden, yankısından, uğultusundan, göz göre göre yaklaşan fırtınayı seçebilir.

Kıyılarda dolaşır fırtına kendisini en fazla suda gösterir. Takvimi de en çok denizcilerin defterindedir. Evini deniz kıyısına kuran her sabah uyanırken ruhu bedenine bir gürültüyle döndüğünde çok fırtına görmeye heveslidir bu yüzden. Fakat dağ rüzgârsız olmaz zirveler de boransız. Fırtına sözleri bir de dağ defterine kaydedilir denizin yanı sıra. Fırtına edebiyatı böyle doğar. Bu dağ ne rüzgârlar gördü? Yüksek dağın büyük olur boranı. Neticede fırtına ne yandan gelse de dağ kendince görünür rüzgâr kendi istidadıncadır.

Bir kısmı tanıdıktır fırtınanın, o yerli’dir. Bir kısmı da başka bir yer üzerinden gelir. Uzak mesafeleri kat ederek gelirken gücünü tüketir. Hafifler, eksilir. Ya da tümden coşar, artar; o artık her yerlidir.

Takviminde fırtına, ismini kimi anımsattığı karanlık gecenin tekinsiz gulyabanisinden alır, Karakoncolos Fırtınası. Kimi kırdığı filizden, Filizkıran. Kopardığı cevizden, Kozkoparan. Ülker, Kızıl Erik, Yaprak, Gündönümü fırtınaları da öyle. Kestane Karası, Kuş Geçimi, Meryemana Fırtınası. Bağ Bozumu, Koç Katımı. Bıldırcın sürülerine denizler aşırtan da fırtınadır, defneyi kökünden ayıran da. Çoğunun ismi vardır ama kimi de isimsizdir cismiyle isimlenir. Kar fırtınası, kum fırtınası. Kimi iki cemre arasında eser savurur. Kendinden değil cemresinden tanınır.

Mizaçları ayrı, havaları farklı denizle kara, dağ ile vadi karşılıklı kışkırtırlar fırtınayı. Kimi karayelden eser kimi kuzeyden gelir. Kimi ağaçlara su yürütür kimi kırlangıçların göçüne kılavuzdur. Kimi eser, ardından bir çisenti gelir, kuru dalları bir gecede yaprakla donatır. Kimi gider gibi yapan kışı geri getirir. Kimi eser çiçek-yaprak döktürür. Berdelâcuz’u başlatır kimi. Kimi bahar geldi zannedip de yaylaya niyetlenen nineyi koyunları, köpeği ve teknesiyle yarı yolda taş kestirir. Zavallı kurt da alır nasibini sayılı fırtınalardan. Kış boyunca ıslanan postunu kurutmak için güneşe serince bir fırtınaya bir doluya tutulur ki o da taş kesilir.

Adı fırtına takvimi olsa da günlerin belirgin rengi de bu takvimin kenarına iliştirilebilir. Gül mevsimi, bülbüllerin ötme zamanı. Sıcakların artması. Mevsimsiz sıcaklar, mevsimsiz soğuklar. Bu takvimlerde fırtınanın yolcuyu yolundan edeni, gideni geri döndermeyeni, tam bitti zannedersin al baştan eseni, kumu önüne katıp dağ dağ yığanı, denizlerin suyundan bulutlara yol çıkaranı yazılı mıdır? Hayır. Ama neticede sayılı gün gelir geçer.

Her fırtına bitimlidir. Fakat ne getireceği başlarken belli değildir. Çoğu ses olarak gelir önce. Giderken geriye neden olduğu ölçüsüz tahribat kalır. Ama onun da çığlığı tam merkezinde sıfırlanır. Çünkü maddesel etkiyi fırtınaya indirgeyende her şey tek’leşir. Orada her şey gölgeleşir. Buna ancak fırtınanın gözüne düşenler şahittir. İçi rüzgârla dolu bir kalem, biçtiği fırtınayı bir varlığın olgun mefhumunda sözü parçalamadan anlatmayı başarırsa. İki zamanlı bir fırtınaya düşerek çözerse çözer ancak bu gizi. Kimseye dargınlık duymadan en fazla da kendisini affederek.

Fırtına bu. Geliyorum demez. Geliyorum dese de bazen erken gelir bazen geç kalabilir. Üç gün erken gelmek üç gün geç kalmak da fırtınanın haklarındandır. Biri erken gelmiş diğeri geç kalmış. İkisi bir denizin üzerinde birleştiğinde. O zaman denizler kaynar. Artık kasırga. Kıyamet zamanıdır.

Ben bu yazıyı Üç Dokuzlar’ın ikinci fırtınasında yazıyorum. Sırada Kırlangıç Fırtınası var. Ama biri erken geldi diğeri geç kaldı. İki fırtınanın tam ortası.

Nazan Bekiroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir