Ey Rüzgar!..

Şu an yaşanan vahşetin, henüz sinsice planlandığı o yılların temmuz sıcağında, araç konvoyları, çocukların sabırsızlığı ve büyük heyecanlarla bu gizemli coğrafyadaki yaşamı, iki gün de olsa yaşamak uğruna saatlerce beklenilen o kapı..

Öncüpınar..

Her kapı açılır bir başka dünyaya ve pencereden daha çok şey gösterir sana!.. Gayret ve sabır gerek elbet. Ancak dumanaltı olmuş bu daracık kulubelerdeki sınır yetklilierinin dudaklarında mesken tutmuş nargileyi tutan eli ve ‘siyahbeyaz Dallas günlüğünü seyre dalmış gözü özüne hürmet eder.

İş görülür elbet kaygılanma ayaklarını bastığı yer ona yeter gerisi teferruat.. Şimdi bolca suri alıp hareketli müzik eşliğinde yol aldıktan sonra sabah molası için Azez’deki bu cami huşu içinde misafirlerini selamlıyor.

Yolcuya yol gerek..

Otobüsün camından dünyayı seyre dalmak da güzel bir an. Görüp görmemek hızdan değil, gözüne değil gönlüne bağlı elbet! İşte yıllardır gönlümden silinmeyen, yol boyunca eğilerek selam durmuş kesintisiz devam eden şu ağaçlar.. Ama hayattan kopacak kadar eğilmiş, yanyana, kolkola ve çaresiz duruşlarıyla..

Şimdi kalbi titreten bir buluşma, bir zamanlar kültür başkenti olmuş taze süt kokulu Doğu’nun kraliçesi Halep..

Seninle iyiki tanıştım sağlığında. Veda mı; bilmem ama yüreğimden akan iki damla senin için dua.. Yollar ve yine tazimle eğilmiş ağaçlar bağlıyor bizi bir medeniyetin yaşandığı ve ne yazık ki bu gün onun da yaralı ve mahzun kaldığı Palmira’ya. Göğe en yakın kayalar üzerinde kurulmuş bir peygamber dilini aranice ana dil yapmış cami ve kiliseleri.

Hoşgörüyle bir arada tutan yer Malula ve sabahın seherinde malulaca dostluk şarkısı söyleyen çocuk, birkaç suri senin oldu ama sevgin hep yüreğimizde.. Dağlar da bile her şey tek isme ithaf edilmişken yol boyunca iki büklüm selamda duran ağaçlar bizi yolluyor Hama ve Humus’a..

Akşamın kasvetinde, gündüzü gece yaşayan yol boyunca uzayan oturakları üzerinde boş sohbetle sabahlayan boş insanlar… Yine eğilmiş uyumayan ağaçlarla can bulan yollar ve boğulan bir karanlıkta gerçek tek taş bir pırlanta aydınlığında parlayan muhteşem Şam..

Sen nadide bir hayatsın neşeli büyüleyen ama mazide kalan!.. Aynı yolları yeniden hızla yürümeden dönmek var, camdan seyrederek değil lakin bugün ne mümkün! Yol boylarında, dağlarda, tepelerde reveransla duran ve hep yanımızda olan sevgisi içinde saklı sır vermeyen dost ağaçlar, sizi çok özlüyorum, hep anıyorum, dostluğunuzu arıyorum ve kederimden ölüyorum her gün.

Çünkü; o rüzgar hep esiyor aynı perdeden ve sizi her gün eziyor mola vermeden ve de sürgünleriniz dahi yeşermeden!..

Ey Rüzgar

Vefa bilmez dosta değil sitemim
Hesap görülecek elbet mahşerde
Sitemim sanadır ey samyeli
Dur, esme öyle haince

Kavurma toprakları eyyam-ı bahur
Dokunma masumların naif tenine
Fırsatı ganimet sanıp fırtına takviminde
İz bırakma böyle inceden ince

Müebbet zulmünde hakikat serap oldu
Hürriyetin serenat çekiyor bir kemanın tellerinde
Hicran benim, senin olsun tahtın
Nefesinle okşa bir merhem ol deva niyetine

Ok yerine bir selam gönder Basra’dan
Güneyde kuruyan şu biçare gönlüme
Bağrındaki çöl güneşiyle yak beni de
Yanan günlerin yüzü suyu hürmetine

Alaattin Akyüz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir