Evlat acısı..

Bu hikâye, yaşanmış bir olaydan derlenmiştir..

Onlar da evlenip güzel bir yuva kurmuşlardı. Maddi durumları iyi olmasa da fazla sıkıntı çekmeden geçiniyorlardı. Baba çobanlık yapıyor, anne de ev işleriyle uğraşıyordu.

Çocuk sahibi olmak istiyorlardı. Nede olsa çocuk evin neşesi, huzuruydu…

Baba köyün koyunlarını otlatıyor, geceleri dışarıda yatıyordu. Yaz geldiğinde çalışır, kış geldiğinde de iş yapmazdı. Çocukları olmaya başlamıştı; fakat hepsi kızdı. Erkek çocuk istemiyor değillerdi. Soylarının devamı için erkek çocuğun olması gerektiğine inanıyorlardı.

Oysa Kâinatın Efendisi’nin (s.a.v) soyunun, kızından devam ettiğini unutmuşlardı.

Bir zaman sonra anne, erkek çocuğunun olmamasından rahatsız olmaya başlamıştı. Çevresindekiler, bu konuda onu rahatsız edici tavırlara bürünmüşlerdi. Söylemleri, eylemleri yürek yaralayıcıydı. Bu sebeptendir ki anne, babadan gizli içten Allah’a, erkek çocuğu olması için dua ediyordu.

Bir gün, çevrede söylenenlerin de etkisiyle ellerini Allah’a açıp şöyle dua etti:

“Allah’ım benim bir erkek çocuğum olsun! Desinler ki Niyese’nin erkek çocuğu var. Sonra büyüsün ve ölsün!..”

Önü ve arkası düşünülmeden yapılan bir dua.. Sabrın hakkının verilemediği bir sabırsızlık… Zaman gelecek ve hesap görülecekti. Kudreti Sonsuz, bu annenin feryadını geri çevirmeyecekti.

Anne, yaptığı duaların ardından Murat’ına erdi. Sonunda Allah, onlara bir erkek çocuk nasip etti. Aile fertleri arasında büyük bir mutluluk yaşanmaya başlamıştı. Anne ve babanın hayalleri gerçekleştiği için çocuklarının ismini de Murat koymuşlardı.

Murat ise üzerine annesinin yapmış olduğu duadan habersiz büyümek için zamanla yarışıyordu. Her doğan çocuk gibi o da büyüyecek, hayallerinin peşinde koşacak ve gözlerini hayata kapatacaktı.

Evin neşe kaynağı Murat’ın, bir dediği iki yapılmıyordu. Murat büyüdü, serpildi, delikanlı oldu. Çevresindekiler, artık “Niyese’nin erkek çocuğu” olduğunu söylemeye başlamışlardı. Murat büyümüş ve babasına yardımcı olmaya da başlamıştı. İlkokulu bitiren Murat, okumayı da bırakmıştı. Babası koyunları, Murat kuzuları otlatmaya başlamıştı.

Anne mutluydu ama yaptığı duasını unutmuştu. Duanın birinci kısmı gerçekleşmiş, ikincisi için ise kader zamanını bekliyordu. Birinci mutluluk, ikincisi hüzün ve keder.. Katlanılması zor bir acı.. Belki de imtihanların en büyüğü evlat acısı..

Günlerden bir gün..

Yürekler yanacak, yapılan dua gerçekleşecekti..

Murat, 15 yaşına ulaşmıştı. Artık her işi yapabiliyordu. Zaman zaman babasının yerine de koyunları otlatıyordu. İşte o günlerden birgün. Koyunlarla birlikte geceyi Murat dışarıda geçirmişti. Sabah uyandığında koyunların olmadığını görünce telaşlanmıştı.

Sağa sola baktı fakat koyunlar görünür bir uzaklıkta değildi. Aklına, yüksek bir yere çıkıp koyunların nerede olduğuna bakmak geldi. Fakat çevresinde öyle yüksek bir yer de yoktu. Sonra Murat’ın gözüne yüksek gerilim direği takıldı. Oraya çıkıp kaybolan koyunlarına bakacaktı.

Bilmiyordu yüksek gerilim direğinin onu yakacağını, dünya cehenneminde kavrulacağını, anne-babasının yüreklerinin yangın yerine döneceğini.

Çıktı yüksek gerilim direğine, koyunlarına bakmak için. Çıkmasıyla aşağı düşmesi de bir olmuştu. Yüksek gerilim direğindeki elektrik onu yakmıştı. Çarpan elektrikle birlikte Murat, yanarak yere düşmüştü. Hala düştüğü yerde Murat’ın hem kendi yanıyordu hem de yerdeki otları yakıyordu.

Olay yerinde canını Azrail’e teslim etmişti Murat. Annesinin içten yapmış olduğu duası, acıyla gün yüzüne çıkmıştı.

Emrullah Bayrak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir