Dostoyevski bugün yaşasaydı nasıl yazardı?

Dostoyevski bugün yaşasaydı nasıl yazardı sorusu romanın, döneminden etkilenen bir tür olduğunu anımsatır bize. Bugünün okuru o okur değil, zamanı yok, algısı farklı vs. Her şeyden evvel de dünya o dünya değil, tüketime dayalı bir popüler kültür dünyasında yaşıyoruz biz.

Tüketim toplumunun ihtiyaç ve arzları her şey gibi edebiyatı da yönlendirirken bir tüketim nesnesi olarak muamele gören roman kendisini en fazla da görülebilirlik üzerinden ifade ihtiyacını hissetmektedir. Görülebilirlik, çünkü popülarite kendisini görsellik üzerinden servis eder en çok, tüketim seyredilme üzerinden gerçekleşen bir şeydir. Beynin çocuksu ve basit yanına hitap eden görsellik zihinselliğe göre daha kolay tüketilebilir çünkü. Seyretmek okumaya göre daha kolaydır. Sayfa karıştırmak, hafıza zorlamak, geri dönmek, not almak, zihnî emek sarf etmek, hatırlamak gerekmez böyle bir seyirde. Sanat yerini tümüyle eğlenceye bırakırken çağın dili olarak “ana akım” sinemanın, “dizi” mantığının romanı kendisine benzetmesi demektir bu.

Gerçi, modern zamanlardan bu yana edebiyatın popüler ve estetik ırmaklardan akarak ilerlediği bellidir. Edebiyat bir piramitse popüler edebiyat hem yazan hem okuyan adına kalabalıkların yer aldığı tabanı temsil eder. Ancak piramidin tepesine doğru yazan ve okuyan adına daralma ve mukabilinde derinleşme söz konusu olur. Taban ve tepe arasındaki ters orantı edebiyatın da popüler ve estetik varlığı arasındaki ilişkiyi gösterir. Biri nicelik itibarıyla diğeri nitelik itibarıyla çoktur. Tepeye doğru yükseldikçe alıcısı azalan estetik edebiyat, has yazar yalnızlığını da açıklar bir bakıma. (Popüler romanla popülerleşen romanın aynı anlama gelmediği, bazen estetik eserlerin de popülerleşebileceği ise bambaşka bir mevzudur).

İsimleri, değişse de (piyasa, bestseller, kaldırım, korsan) tüketim odaklı üretiliyorlarsa üç aşağı beş yukarı hepsi aynı ihtiyaca cevap verirler: Kolay ve zevkli okunmak. Böylece okuyucuya çok okur, yazara da çok okunur yanılsamasını veren popüler edebiyat bir yandan günah keçisi muamelesi görerek az satar ve az okur’ların tesellisi olurken bir yandan da göz ardı edilemeyecek toplumsal gerçeği taşır sultasında: Üvey evlât. Ama o, vardır ve var olacaktır da. Olsun. Varlığı sorun değil. Popüler edebiyatın varlığının hattâ gerekli olduğu bile düşünülebilir. Lâkin popüler edebiyatın gerçek edebiyat olduğu yanılsamasına düşmemek kaydıyla, bu bir. İkincisi de popüler edebiyatla gerçek edebiyat arasındaki katmanın boş bırakılmaması kaydıyla. Eğer bu ara katman boş kalmışsa, tepeyle taban arasındaki uçurum aşılamayacak denli derinleşir, işte o zaman durum vahimdir.

Peki, Huzur bahsinde bir öğrencimin samimi isyanı ile, ilk 18 sayfada bütün yaptığı yataktan kalkmak olan Mümtaz’ın hikâyesini okumak yerine her sayfası olay üstüne olay, tekmili birden seyirlik bir romanı okumak neden okuyucuya gerçek sanat alıcısı olduğu memnuniyetini vermesin ki? Okumaksa okumak. Kâğıtsa kâğıt. Sayfa çevirmekse çevirmek.

Yo! Kendisini popüler kültür içinde konumlandıran romanın bütün cazibesine rağmen bir edebiyatı ve de toplumu muhkem bir kale halinde ayakta tutacak, onu yarınlara taşıyacak olan estetik edebiyatın yapıtlarıdır. Piramidin tepesi olmazsa olmaz çünkü. Hazin bir parodiyle, görüntü uçar edebiyat kalır.

Peki ne olacak şimdi? Okuduğu popüler romana yeri gelince dudak bükecek, burun kıvıracak okur kitlesinin kahir ekseriyeti temsil etmesiyle çözülür bu düğüm. Nasıl olacak? Ciddi eleştirmenlerin işaret ve etki alanının genişlemesiyle. İyi de ciddi eleştirmenlerin hepsinin yaşadığı bir Kassandra kompleksi. Malûm, olacakları görüp buna kimseleri inandıramama hali.

Dostoyevski bugün yaşasaydı nasıl yazardı sorusu karşımızda koca bir cevap dağı yükseltirken görselliğin romanı tehdidi de inkâr edilemez bir sorun olarak varlığını sürdürmekte. İyi edebiyat özde her dönem aynıdır, giysisi değişse de. Dostoyevski bugün yaşasaydı “öyle” yazmazdı, belki. Ama kuşku yok, “böyle” de yazmazdı.

Nazan Bekiroğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir